



Yeni nesil artık oldukça e-Sosyal bir yapıya büründü. Sosyal paylaşım siteleri, sosyal ağ siteleri bu yük’ün en önemli taşıyıcıları. Gerçek manasında “Sosyalleşmek” olarak konuyu ele aldığımızda Türk’ler olarak çoğunluğumuz çekingen bir yapıya sahip. Bu çekingenlik tamamiyle aile yapısında gelen bir davranış fakat doğal olarak kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Buradan çıkan sonuç “Türk aile yapısının her kişide aynı etkiyi göstermediği” dir. Aslında bu sonuç çok fazla tepkiyi de beraberinde getirebilir ancak sağlam bir tez ile savunulduğunda ki bunu birazdan açıklayacağım gelebilecek tepkiler yersiz olacaktır.
Bilindiği üzere Türk aile yapısı Osmanlı medeniyetinden gelen muhafazakar bir yapıya sahiptir. Tıpkı yaradanın kutsal kitaplarını, zaman içerisindeki farklı grupların özünü bozmadan değişikliğe uğratmaları gibi, Yapı, durum, konum her ne olursa olsun “Kuşak-çatışması” adı verilen kavram git gide var olan Türk aile yapısını kimi toplum ve ya aileler de özünü bozmadan kendine has değişikliklere uğratmıştır. Kuşak-çatışmalarına en iyi internetcafe’leri örnek gösterebiliriz. Zamanında internetcafe’lere bilgisayar başında boşa vakit geçirdiklerini düşünerek karşı çıkan ebeveynlerin çoğunluğu şimdilerde evlerine ikinci hatta üçüncü bilgisayarı alma peşindeler.
Bu yapı içerisinde sosyalleşme, yazımın başında da belirttiğim “e-Sosyal” yapıya dönmeye başladı. Kişiler artık çoğunlukla dışarıda vakit geçirme yerine evlerinde, internetcafe’lerde, hatta interneti olan normal cafe’lerde vakit geçirip, sosyalleşme ihtiyaçlarını daha çok buralardan sağlıyorlar. Yeni nesil bu “e-Sosyal” kavramı derin mânalara da sahip “Arkadaşlık ilişkileri“, “Yakın arkadaşlık ilişkileri“, “İş ilişkileri“, “Komşuluk” ve hatta “Akraba ilişkilerini” bile kapsıyor. Arkadaşlarınızla dışarıda vakit geçirmeden önce buluşacağınız yerin sağlamasını bile internet üzerinden, komşuya misafirliğe gitmeden önce “Evde misiniz?” sorunsalını çocuğunuzun komşu çocuğuna sormasıyla aşabiliyorsunuz. Yarım kalan ortak bir projenizi iş arkadaşınız ile hafta sonu dahi olsa herhangi bir web ortamından senkronize çalışıp tamamlayabiliyorsunuz. Ve tabiiki bu durumların en yaygını olanı yakın ilişki durumu ki bunun en bilindik anlamı “Sevgili” durumu, bu durum artık öyle bir hâl aldı ki hesaplama yapılsa internet üzerindeki sitelerin, paylaşım ortamlarının yüzde olarak çoğunluğu ilişki üzerine kurulan siteler ve ya ortamlardır.
eSevgili ilişkileri başlıca ele alınıp, hakkında sayfalarca yazı yazılabilecek bir konudur. Bu konu genel olarak, önyargılı bir şekilde kötü olarak lanse edilir. Yani internet üzerinden tanışılacak kişi hakkında fizikî ve ruhani durumların ne kadar güvenilir ve doğru olduğu bilinemeyeceği için ilk başta çekinilerek yaklaşılsa da artık çoğu kişi “Gizlilik” kavramını tam manasıyla öğrenemese de kullanabildiği için bu, eSevgili durumunu artık olağan bir hâle getirmiştir. Öyle ki bu durumun “Türk aile yapısı”nda yeri olmamasına rağmen yine “Kuşak çatışması” kavramına benzetilen bir şekilde zamanla özü değiştirilmeden çoğu Türk aile yapısına kendini kabul ettirilebilmiştir.
Son olarak eklemek istediğim; Bu durum bana göre de kabul edilebilir, zararlı yanları olabileceği gibi hayatınızdaki doğru insanı da internet üzerinden bulabileceğiniz gerçeğini üzerinde taşımaktadır ki bunun sayısız örnekleri de mevcut. Önemli olan bu süreçte dikkatli olunması ve karşılıklı güven ortamının oluşturulmasıdır. Öte yandan e-Sosyal yapı ister istemez hayatımıza ucundan girmiş bulunmaktadır, istesek de istemesek de bu durumu kabullenmeli ve bu kavram hakkında bilgi edinmeliyiz… Yazı boyunca Abiye kuzu gibi konuşmuşum hissine kapıldım. Sürç-ü lisan eylediysem affola…
eSosyal yapının hayatımıza ne denli girdiğini göstermek için internette yaptığım ufak bir araştırma da sayısız site buldum. Bunlaradan Statusthis adresinden bulduğum bir görseli, dilimin döndüğü ve Barış’ın da yardımıyla Türkçe’ye çevirerek beğeninize sunuyorum.




Baktım ki bu böyle olmuyor, uzun bir ara verdim ama sonunra çevresel faktörlerle birlikte de olsa buraları sahipsiz bırakmamaya karar verdim, gerekli meraklılar olsun -Gilraen, ehe
-, gerek kendi merakım olsun… Ama bu son olsun. Yakında -Yeni çıkan gazete reklamları gibin oldu hah-




Her zaman bu “Merhaba Dünya” yazısını çok tuhaf bulmuşumdur. Yeni bir dünyaya adım atıyoruz tamam ama sanal bir dünya, bakalım tutunabilecekmiyiz zorlu hayat şartlarına…
Bi baktım artık zaman gelmiş geçiyor kesnilikle bir blog açmanın zamanı geldi o yüzden bende bir blog açtım. Bakalım sonumuz n’olacak hem zaten böyle bir blog açma hevesin olduğunda blog açmayacaksın bişiler yapmak istediğin zaman açacaksın yani heves olmayacak heves oldumu olmuyo işte siz beni anladınız.
Gerçi şimdi burda da sizli bizli olmuyor… Neyse aslında bu yazıyıda yazmıycaktım ama baktım bloğ’u açıtıktan sonra beni direk buraya attı dedim ayıp olmasın o zaman…
Saygılar.


