



Sanırım atasözlerinin doğruluğuna tecrübe ile tasdik ettikten sonra daha çok inanıyoruz. Zaten bütün olay tecrübe denilen kavramda yatıyor.
Takip edenler bilirler, LDV projesi kapsamında eğitim, staj karışımı bir oluşum için yurtdışına gitmiştim ve proje içerik itibariyle tamamiyle hayal kırıklığındna öteye geçememişti. Türkiyeye döndüğümün ikinci haftası elime bir ibraname ulaştı.
“Bıdı bıdı Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan şüpheli sıfatı ile ifade vermek üzere çağırılıyorsunuz. Hemen gelin, yoksa getiririz”
şeklinde başka hiçbir açıklama olmayan bu denli sade ve gergin bir ibraname…
Bunu anlattığım ve duyan herkes “obarak!” gibi bir tepki verdi. Tıpkı benim de inanamadığım gibi inanamadılar. O tarihlerde ailem şehir dışında olduğu için ve başıma daha önce hiç böyle bir olay gelmediği için -hiç mi gelmedi, hiç gelmedi!
- öncelikle Babam‘a haber verdim. İbranamede herhangi bir açıklama olmadığı için Babam da işin iç yüzünü öğrenmek için araştırmak istedi. Ailem dönene kadar ifade vermeye gitmedim ve bir hafta boyunca kafamdan her türlü komplo teorilerini geçirdim. Neler olabilir üzerine yorumlar yaptım ve gerçekten farkında olmadan yaptığım bi’şeyler olabilir mi diye düşündüm. Sonuç temizdi ama
ama’sı geriliyor insan arkadaş!
En sonunda adliyeye gittim ve ifademi verdim. Kendimi ak’ladım ki zaten kirlenmiş de değildim -Vuu nasıl cüme bu ya!
-
Olayın içeriği, proje için yurtdışına çıktığım süre zarfında ben yurtdışında iken ismimi kullanarak bir telefon hattı çıkartılmış ve o hat ile bir de telefon çalınmış. Neyse ki pasaport’um ile olayı benim gerçekleştiremeyeceğimi ispat etmiş oldum.
Son olarak; Size savcılık da ifade vermiş bir Türk vatandaşı olarak nelere dikkat etmeniz gerektiğini söylemek istiyorum.
>> Öncelikle savcı’dan mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama kişiyi germek için çok uğraşıyorlar, sakin olun. ![]()
>> Sizin görüşünüze başvurulmadan savcı kendi okuduğu ifadeyi yazmana yazdırıyor ve sizin ağzınızdan çıkmışcasına o ifadeyi imzalıyorsunuz. O yüzden gerekli yerlerde müdahale etmeye özen gösterin. Ne özeni ya!, baya baya dikkat edin.
>> İfade sırasında muhabbet olsun diyede konuşmayın, hepsi ifadeye geçiyor. “Ya, eski hattım evde bi’yerlerde olabilir, tam hatırlamıyorum” dedim aynısını yazmışlar.
Olayın atasözleri ile alakası nedir; Savcılık ile ilgili işim bittikten sonra eve döndüğümde annem’in kurduğu cümle ile anladım.
“Bak oğlum, Her iş’te bir hayır vardır. Proje ne kadar iyi geçmemiş olsa da yurtdışına çıkmış olmanın demekki bir hayr’ı varmış” dedi. Canım annem
Dip not olarak belirteceğim bi’şey varsa o da benim adıma telefon hat’tı nasıl çıkartmışlar gerçekten merak ediyorum…




Orta yaş bunalımı adında bir kavram var, bunun öncesinde “Genç yaş bunalımı” diye bişey olmalı ki bir dizi şeklinde ilerleyebilirsin -Tabîki yine düz mantık-. Orta yaş bunalımı‘nı henüz yaşamış değilim fakat geliştirdiğim tezler “Genç yaş bunalımı“ndan daha kötü olmadığı yönünde iyimser kanı’lara sahip
-Evet, yine benim tezlerim-. Bu yazıyı okumadan önce belirtmem/bilmeniz gerekenler;
* Literatürde ya da hede hödö’de bu tip kanı’lar var ise benimkiler tamamen hayal ürünüdür.
* Izleyeceğiniz programda “Sanal Reklam” uygulaması yapılmamaktadır
Genç yaş bunalımı geçireli takriben 5 – 6 yıl oluyor. Farklı bir ortamda gibi oluyorsunuz, ya dünya sizin etrafınızda dönecek ya da dünyayı döndürecek birşeyler bulmaya çalışılacak bir dönem, tıbbi olarak erkeklerde ürolojik bölgeyle beynin yer değiştirdiği, dişilerde ise komplike algoritmaların nasıl oluşturulacağı ile ilgili beyin’in mantık lob’u olan Sol lob‘unun hayata geçirildiği dönem olarak bilinir. Yani halk arasında “kişiliği oturtmaya başlama” çağı olarak isimlendirilir -Kişilik oturtma çağı değil, kişiliği oturtmaya başlama çağı-. Genç şimdiye kadar yaşadıklarını “Tecrübe” diye yorumlasa da, asıl şimdiden sonra yadaşıkları tecrübe olmaya başlıyacak, yavaş yavaş ufak çaplı tecrübeler yaşanacak -Kötü olanlar çoğunlukta olmak üzere-, genc’in sürekli “Neden ben“, “Niye hep benim başıma geliyor ?” diye sorularla boğuşurken aslında akranı olan herkesin aynı şekilde, aynı soruları kendisine sorduğunun farkında bile değidir. Doğanın kanunu olarak kişiliği oturtmaya başlanıldığı andan itibaren bu tür tecrübeler kaçınılmazdır. Bu dönemde önemli olan çok fazla değişken olmamak, genç birkaç kişilik deneyecek ve daha sonrasında kendisininde farkında olmadan -bilinçdışı- denediği kişilikler arasından bir kişilik seçecek, önce hangi kişilik seçilir orası yine bilinçdışı yapılan seçimlere maruz kalmaktadır. Tabî bu kişilikler bilinen türden “iyi kişilik” ve “kötü kişilik” ten ibaret, gerçi bunların türevleriyle birlikte ortaya değişik kişiliklerde çıkmaktadır. Mesela genç önce “Affeden“, “Herşeyi sineye çeken” bir kişilik olmayı seçebilir -Çevre faktörü, seçilen ilk kişilikte baskındır-. Bu kişilikten yeterince haz alındıktan sonra diğer kişiliğe geçilir. “Arkadan vuran“, “Yüz’e vuran” olunur, çeşitli etkileşimler bu kişilikte de kendini belli ettikten sonra, genç bazı yönlerini,huylarını görmemezlikten gelir, inkar eder bu inkar pisikolojisi‘nin nedeni ise Gurur mekanizmasının bu dönemde çok fazla dominant olmasındandır.

Zaman içerisinde bu dönemin sonuna yaklaşıldığında elde edinilen bütün kişilik formları genç tarafından toplanıp değerlendirilir. Çeşitli zaman dilimlerinde genc’in “kendi kendine mukayese etmesi“, “çözümleme yapması“, “+ ve – yönleri irdelemesi” sonucunda ortaya takriben %75′i tamamlanmış bir kişilik çıkar. Ve genç hayatına bu %75′lik kişilik ile devam eder.

Genç yaş bunalım’ı %75′lik kişiliğin oluşmasıyla son bulmaktadır. Genç “Kişilik testi” sırasında kötü kişilik veya türevlerinin, tıpkı dünya hayatında hristiyanlığın müslümanlıktan daha kolay bir din olduğu varsayımıyla değerlendirip “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın“cılık oynar ise sonrasında ortaya çıkan olumsuzluklar ve geç kalınmışlıklar yanına sadece kâr olarak kalacaktır(!).





Bu aralar mantık erbabı‘lığıyla ilgili çok fazla içli dışlı olmaya başladım. Bilgisayar programlamacı‘lığının vermiş olduğu özgüven ve mantıksal dolaşım sisteminin beyin’e vermiş olduğu bölgesel hasar, çevre de olup biten bütün kuramsal olayların If – then – else kod bloğuyla yorumlayabilme hissiyatını veriyor -What a logical sentence, ehe
-. Bu yüzden farkına vardığım kişisel farkındalık olaylarını bir şekilde paylaşım içerisinde bulunarak çevremdeki insanları da bilinçlendirme, bilgilendirme ve bilimum mantıksal veri tüketimini üst düzeye çıkarmayı amaçlıyorum.
Dün -17.07.2009- “yaz sezonu’nda boş boş evde oturacağıma çalışayım ya” felsefesini kendimle özleştirerek Cuma namazı‘ndan sonra Beylikdüzü‘nü komple dolaştım. Amacım tabii ki iş aramak oldu fakat dişe dokunur birşey bulmadığımı itiraf etmeliyim… Kendi nitelik ve vasf’ım üzerine bir pozisyon aradığımdan, bulmak da aramak kadar zordu.
Yorgun ve bitâp, yürüyüş halinde eve dönerken nereden aklıma geldiyse yolda “Hafıza Teknikleri” kursundan aklımda kalan “Beynin sol lob’u sağ uzuvları, sağ lob’u sol uzuvları kontrol eder” cümlesini kendi içimde çözümlemeye çalışıyordum. İlk kişisel tecrübem de işte burada ortaya çıktı. Hani internet’te dolaşan “Bunları biliyor musunuz ” kategorisinde sınıflandırılan bir cümle var “Dilinizi dirseğinize değdirmek imkansızdır” diye, zaten bu cümleyi okuyan insanların istisnasız %100′ü bu teoriyi deneyip hezimete uğradıktan sonra çevresinde kendisini izleyen var mı diye çaktırmadan bakıyorlar. Buna benzer bir teoride benden çıktı. Şöyle ki;




