



Yazıyı yazmadan önce başlık düşünüyorum. Ardından lisede ki edebiyat hoca’m saygıyla anılan kişilik Mehmet hoca’mın “Yazıyı yazdıktan sonra başlık koy” sözü aklıma geldi ve yarım saat cebelleştiğim başlık savaşını ben kazandım…
Evet sonunda her sene gittiğim Cebit’e bu sene yine gittim, önceki senelerde bu gibi bi blog girişimim olmadığı için sizi inandırabilmem biraz zor olacak -Zaten çokta tın
-. Yanlız bu sene Amd ve Intel‘in hatta ve hatta modellerinden birisine sahip olduğum “Bu ericsson başka eric yok” geyiğine sahip tek firma Sony Ericcson başka erik yok
firmasınında fuar’da olmamayışı beni derinden etkiledi ki geçen sene Amd sayesinde stadında ki o koskaca tabirinin bile bi ufaklık kaldığı televizyon demeye dilimin varmadığı o şeyde “Doom – 3” oynamak ve adamların “siee” tavırlarına aldırış etmeyip “Cyberdemon“un yanına kadar gidip onları şikayet edercesine üzerlerine “Soul cube” salmam ve daha niceleri…
Ama yine güzel olanlar, olmaya çalışanlarda vardı. Turkcell’in kızları, hatta fuar’ın kızları… hatta … neyse. Aslında elimde olan tek belge o “Survivor” un yapımcısı bilmem kaç dil bilen akusitk adam… Acun’la fotoğraf çekilmem dışında başka bi entersan olay yok… Fotoğrafı buraya koymak için bende can atıyorum ama şehrin azizliğine, yok telefonun azizliğine uğradım. Telefona küfür etmeden bu satırımızıda bitirerek muhabbetimize devam ediyoruz… Bu sene hakkaten aksiyon, numune, free ve dahaları az olmakla birlikte kaydadeğer pek fazla bişi olmadı. Yanlız bişey daha var dünyanın en iyi kulaklık markasını öğrendim, adı o kadar acayip bişey ki zaten ona diğer yazılarımda belli başlı olarak bahsedicem… Heh buldum “SENNHEISER” böyle bir kulaklık firması ve kulaklık yok -Nokta
- üzerine laf bile edilmez, günün sonuna doğru turkcell standında belki son bi çırpınışla free’leşebilirmiyiz derken dayanamayıp dışarı çıkarken o adını unuttuğum stand’daki kızı görmeye ailecek tekrar gittik -Depdevrik bi cümle nasıl olur bknz.-
Arkadaşım “Yüzsüz Göktuğ” tutturdu kızın fotoğrafını çekecem diye ii dedim çek.
valla bak iyi çek dedim benim hiç hevesim yoktu yani. Zaten o fotoğrafı buraya koyarsam bilmiyorum sanırım TT benim siteyi engeller… evet o derece… isteyenler mail atsın
, şaka ya telefonu bi halledeyim ilk işim bu olacak sokarım TT’ye yaa banane
![]()
Son olarak eve geldiğimde 2 poşet dolusu envayi çeşit saçmasalak şeylerin… -Poster, Cd, Çanta, Kalem, Acun
, dergiler, V.b.- Yatağımın üzerinden yerleştirildiklerini hissettikten sonra, yorgunluğumun bana verdiği yetkiye dayanarak uyudum ama büyük ihtimalle en geç pazaresi sizi bu yada “O” zevkten mahrum bırakmıycam, güle güle anlatamadığım ama yaşadığım güzel anılar. Cebit see you later seneye…




Başlık acayip tırsıtıcı bişi dimi… bencede… -Bak yine başladım 3 noktalara- halbuki kendimdeyim ben çünki uzun zamandır fırsatını kolladığım bişey sonunda gerçekleştirme emelllerime nail oldum -Bu arada kendisi aynı zamanda biyoloji hocamın adıdır “Emel”
-. 21 yaşındayım ve bu yaşıma kadar kan vermek gibi bi düşüncem vardı ama birtürlü gerçekleştiremiyodum ama sonunda oldu işte dün itibariyle ilk kanımı vermiş bulunuyorum… umarsızca ve sevinçli bir şekilde…
Bilmiyorumki nasıl bir duygu acaba -Duygu ortaokuldan bi arkadaşım bu arada…
- hani derler ya “Kan vermek vaooov dehşet bişi” yada buna benzer örneklerle çoğaltılabilecek cümleler, yani tam olarak tattım mı ? bi defada anlaşılıyor mu herşey ? neden bayılmaman için standart dinlenme süresi 10 dk ? bunlarla cebelleştim “10 daayykkyykikaa uzanıyosssuunnuzzzz” cümleleriyle birlikte hemşirenin arkasından anlamsız boşluğa bakarken…
Sonuç olarak kan vermek güzel bişi sanırım mesela şu anda size bunları yazabiliyorum, sağlıklı sihhatli ve 3.kez zıplamaya çalışan çekirge gibiyim… mutlu ve temkinli..




Bu söz’ün şablonu bana “Leon (The Professional)” filminin başında jean reno’un ağzından çıkan ilk söz, ilk replik ve filmin kötü olacağını bilsem bile -Ki imkansız bişi- yineden sonuna kadar sırf o replik için izleyeceğim bi replik. “Are you free thursday ?”, “Yeahh!!! I’m free thursday“. Bir fransız ingilizlerden daha güzel bir ingiliz aksanıyla nasıl konuşabilir tartışılması kaçınılmaz bir soru yada tez… -Tez. Bu aralar çok fazla biyoloji dersi işliyorum, hatta bu aralar çok fazla ders işliyorum hatta ve hatta bu aralar o kadar çok fazla şey yapıyorum ki bu blog’da bu sayede biraz nefes alıyo ama iyi bişey değil çok nefes aldı blog o yüzden bişiler yazmam gerektiğini dşüntüm “Çalışan demir paslanmaz” atasözünden yola çıkmaya çalıştım ama yinede umutluyum…
Saçmaladığımın farkındayım çünkü çok fazla yorgun, bitkin, … , Aslında Elektroliz olmayı bekleyen oksijen gibiyim asi, onurlu, ümitsiz… ve bi okadar da 9′un 4′üne gelen mario gibiyim. Yorgun ve halsiz. O kadar kötü bi durumdayım ki sanırım yukarıdaki cümleler espiriyle de karışık anlatmış olmalı durumumu… Aslında şikayetçi değilim bu sayede de kendimiz biraz boş bir mermi kovanı gibi hissediyorum, görevini yerine getirmiş
Beni zorlamaya çalışanlar, sınırımı görmeye çalışanlar dersane, iş , ramazan, oruç, iftar ,teravih, 5 vakit…. Bu sefer hep soyut şeyler benimde oldukça tuhafıma gitti. Hepsi üzerime gelmeye çalışmakla beraber benim sınırlarımı görmeye ümitliler ama bazı insanların sınırları hayal güçleriyle sınırlıdır. Belkide kendi hatamdan dolayı böyleyim ama mutluyum ailemin yanında, sevdiklerimin yanında ve sevilebileceklerimin… Aslında bunları söylememin nedeni aklınızdan geçen şeyler değil, sadece bloğa ara vermemin nedenleri, mazeret arkasına saklanmam beni tanıyanlar bilirler, bunca olan ve olmaya devam eden şeylerden sonra yinede kendim için bloğa ve diğer şeylere zaman ayırmaya çalışıcam… Sevdiklerim ve sevilebileceklerim selametle…




Evet yeni dünya’mda ilk günüm Anlatiyim mi (=.
Sabah kalkıp erken vakitlerde dersane yoluna düştüm. Gittim dersaneye bayaaa bi bekledim sonra bi rehberlik hocası geldi, gayet alımlı ve naçizhane bir ses tonuyla “Sizin sınıfınız burası” dedi. 4 kişi aynı anda girdik 2 kız 2 erkek ama bişi olmadı yaniYeni dünya’m daki ilk günümün yarısında sizleri bu olanlardan haberdar etmek istedim, haberiniz olsun. Sonra eklenenler oldu, şöyle bi göz gezdirmeye çalıştım sınıfta ama başaramadım neden ? bilmiyorum.
Herkes tam “Yaa 1 sene vakit geçireceğim sınıf bu, hoca gelsede birbirimizle tanışsak” modundayken. Hoca geldi ama birbirimizle tanışma hevesiyle yanıp tutuşurken önlerimize birer form serpiştirip kendisi hakkında kötü düşünceler sahip olmamıza neden oldu. 3 ay sonra önümde tekrar soru görmek beni yıllar sonra terkedip geri dönen sevgilimi görmüş gibi olmama neden oldu -Öyle bi sevgilim yok ama neyse-.
Herkes bi koşu soruları cevapladı, baya uzun bi müddet kaldım içerde, yine polinom,fonksiyon, hightower anımsatan şeyler gözümün önünde belirdi. Sevgili hocalarımı tanımadığım akrabalarıyla beraber anmadan geçmek istemedim. Oraya da son bir nokta koyduktan sonra kendimi “Bilgi-işlem” bölümünde “Yarın saat kaçta gelecem !!!” diye serzenirken buldum, ordan bi hoca -Daha tam tanışamadık, ne hocayla nede kimseyle- “Saat 12.00 gibi gel ayarlarız bişiler” dedi… tmm dedim çıktım.
![]()


