



Tercih sonrasında artık, kazanıp kazanamadığımı söylemek daha doğru olur düşüncesindeyim. Öte yandan Leonarda Da Vinci projesi kabul edilmiş. Gerekli belgeleri Kürşat hocaya göndermem lazım ama askerlik tecil belgesi hakkında sorun çıkma endişesi taşıyorum. İnşallah bi’ aksilik olmaz…
Staj’ım haftaya bitiyor, onu da buradan bildireyim
, şimdi DGS tercih klavuzuna yumulacağım herkese hayırlı günler…





Tamam Bilgisayarı seviyorum. Halil abim sayesinde Win95 ile tanıştığım, Carmageddon senin, Commandos benim günlerimi daha dün gibi hatırlıyorum. Daha sonrasında zaten internetCafe, komşu çocukları sayesinde bilgisayara olan bağlılığım git-gide arttı. Lisede MeslekLisesi – Bilgisayar bölmünde bilgisayar ile ilgili ilk resmi eğitimime başladım. Lisede geçirdiğim bu 4 yıl bilgisayara olan bağımı güçlendirdi ancak bu 4 yıl da iyi olaylar kadar bir o kadar da içinden çıkılması güç durumlar ile karşı-karşıya kaldım. Arkadaşlıklar yüzünden amiyane tabirle n’asıl ip’e gidildiğini gördüm. Mezuniyet konuşmamda da söylediğim babamın o sözünü lisede mezun olunca anladım. Üniversitede özellikle liseden edindiğim tecrübeler doğrultusunda Arkadaşlık kavramını kendi kafamda baştan yazdım. 2 yıl bitti ve ben bu iki yıl boyunca arkadaşlık ile ilgili aldığım kararlarımdan pişman olmadığımı gördüm. İşin traji-komik yanı eğer aldığım bu kararlar olmasaydı, üniversite hayatımın da lise hayatımdan bir farkının olmayacağı belliydi.
Evet gelelim sürprize zaten bilenleriniz vardır. Evet, mezun oldum. Hem de okul birinciliği ile, okul birincisi olarak.
Hesaplarımda olmayan bişeydi. Ben sadece oldum olası bilgisayarı seviyorum. Beni tanıyanlar notlarımı da, derslere n’asıl çalıştığımı da, derslerde n’asıl aktif olduğumu da biliyor. Bi’çok insan şekli öğrendim, bi’çok öğüt aldım. Yusuf ÖZTÜRK hocamın sözleri hâla kulağımda küpe, Özcan ÖZYURT hocam ise zaten hâla benimle iş birliğinde, Kürşat ERÜMİT hocam ile de yakında birlikte çalışacağız.
Öğretim görevlisi olarak derslere girmeme ramak kalmıştı ki beni mezun ettiler
Anne ve Baba, Oğlunuz çalışıyor




Gel gelelim asıl konuya, Yaklaşık bir hafta kadar önce annemin cep telefonuna yanlışlıkla bi mesaj geldi. Mesajın içeriği; “Servet abi, ben Ayşe, telefon hattından gelen kabloyu modeme taktım. Bi kablo boşta kaldı ne yapiyim” idi. Annem de yanlış mesaj olmasına rağmen, bu konularda bilgili olduğum için “Yazıktır oğlum, bi yardım et!” dedi
. Beni tanıyanlar bilir ne kadar iyilik sever birisiyim -Yalan!, yalan değil(!)
-
Vel hasıl-ı kelam; Yardım ettim. İlk başlarda agresif davranan sevgili Ayşe, sonralarda yumuşamaya başladı. Yani aslında yardım mevzusu bitmesine karşın yine de muhabbetvari bir konuşma hasıl oldu. Sanırım temiz ve iyi kalpli olmaktan dolayı olsa gerek yazının başlangıcında da belirttiğim gibi yaklaşık bir haftadır muhabbet ediyoruz. Yanlış anlaşılmasın muhabbetin “ilişki” boyutu yok, sadece yanlış gönderilen bir mesajın bile samimi bir şekilde arkadaşlığa dönüşebileceğini ve bu devirde bile insanların birbirleri ile çıkar amacı gütmeden arkadaşlık yapabilecekleribe şahit oldum. -evet, böyle bir yol ile de olsa-
Sonuç olarak; Mezun olalı 1 ay’ı geçti ve ben hâla Semra’nın bana resimleri ulaştırmasını bekliyorum… Blog desen öksüz ve yetim kaldı. Kaç aydır girdiğim yazılar sadece “Enginar Severler” yazı dizisine ait.
Artık yazmam lazım. Adriiiiaaannn, adriiaannnn!!!




Hayat, biz plan yaparken başıma gelen şeymiş, sağlıcakla kalın




Dolu olmamın eğitim alanındaki oranı bunlar kaplıyor, bir de hayati tarafı var ki acayip aşık olasım var
, evet bende şaşırdım hatta bir tane de aday adayı var, evet bende çok şaşırdım, doluluk oranımı çok fazla etkilemese de hatırı sayılır bir yüzdeye sahip, zira beni tanıyanlar bilir ki ölüm fısıltısı değil ölümün ta kendisiyim… O yüzden bunca proje dahilinde kendime bir de hayat arkadaşı edinmek işin beni etkileyecek tarafını düşünmekten ziyade karşı tarafı düşünerekten “Yazık olur” diyerek hiç başlamamayı düşünüyorum. Bu cümlem de umarım gaz vermez!
Son olarak, Fatih geldi, bir hafta kadar oluyor, konuştuk anlaştık… Hâla eskisi gibi ama değişmeyi istediğini kendisie belirtti, sevmesen bile söylemek zorundayım, herşey zamanla…
Dipnot: Aşağıdaki karikatür ise beni anlatıyor




Çevremdeki insanlar ile arasıra ya da sometimes muhabbetler oluyor. Bana sürekli yanlızlıktan ve benim ne kadar zor durumda olduğumdan bahsediyorlar, anlam veremiyorum, neden herkes benim yanlız olduğumu öğrendiği zaman illa bi tarafa yamamaya çalışıyor. En genel tabiriyle ben böyle mutluyum, hiç öyle aham şaham aldığım bir yara da yok ki hayata küseyim, aksine hayat ile benden daha barışık insan göremezsin enginar…
Beni yakından ve ya uzaktan tanıyan insanlar aklımın ve mantığımın ikilik tabanda çalıştığını gayet iyi biliyorlar, öte yandan nerde ne yapacağı belli olmayan, kestirilemez bir kişilik sahibi olduğumu düşünüyorlar, al sana mantık hatası!, ikilik tabanda bir ve sıfır vardır yani bi’şey ya vardır ya yoktur, nerde ne yapacağım nasıl belli olmaz onu anlamıyorum yani nasıl anlayamadıklarını anlayamıyorum, -bu cümleyi de
- kısacası bana nereden baktıkları önemli, demek ki doğru yerden bakmıyorlar ya da bi’yerde compiler hatası var…
Bugün Özcan hoca beni o kadar mutlu etti ki, eğer böyle devam ederse bu sene mezun olurken damgamı vuracağım, alnının çatına -belli kişilerin-…
Şimdi ben sana içimi döktüm diye de kızarlar emin ol, sana soracaklar yeğen, kim olduğunu soracaklar
,




Sorun şurda, insanlara çok kolay bağlanıyorum, bu ne kadar kötü bir durum gibi gözüksede aslında içten içe her insanın istediği bir durum, hani herkes kendisini iyi bildiği için karşısındaki insan kendisine bi’an önce bağlansın, güvensin ister ya, düşünüyorum da hiç var mıdır, “Yok yok, biraz daha bekle, hemen güvenme bana!” diyebilen…
Bir diğer sorun da çok fazla arkadaş daha doğrusu çevreye sahip olmamam, buradan da şu sonuç çıkıyor ki, “Arkadaşın olsun, az olsun, öz olsun“. Bu da kocaman bir yalan, sadece arkadaş edinemeyen insanların uydurduğu bir söz…


