



Oldum olası nefret etmişimdir bütün ikililiklerden, sırf bu yüzden bir olmayan iki’lerden de nefret ettiğim doğrudur. Belkide bu yüzden bilgisayar sektöründeyim, bol bol ikili sayı sistemiyle uğraşıyorum, içli-dışlıyım falan filan.
Kötü bir espri vardır ya, iki parmağını yan yana tutup bu kaç diye sorduğunda verilen cevap bellidir; “İki”, ama sen o kötü esprinin devam etmesi için olması gereken cevabı verirsin; “Hayır, kalın bir.”
Kalın bir olmak zordur, iki ayrı bir’i bir araya getirip, tek “bir” olmak, esprideki kadar kolay değildir. Çatışmalar olur, iki ayrı bir’dir, bir araya gelmek isteyen bir’ler. Bir’i diğerini kabul etmez, diğeri de onu. İstemesine ister ama kabul etmez, istemek ile kabul etmek farklı kavramlardır. Bir elbiseyi istersin, bir kaykayı, bir bilgisayar oyununu ama bir kişiliği, bir kavramı, bir düzeni isteyemezsin, kabul edersin ya da etmezsin. “Bir kişiliği istemek” diye bir kavram olamaz, ağızdan çıkarken bile bir ahengi yok ki cümlenin.
Kabul etmek, istemek kadar yani kalın bir olmak kadar kolay değildir. Önce “bir” olmak istersin, sonra kabul etmezsin karşındaki bir’i, yani algoritma ters’tir ama farkında değilsindir, önce kabul etmelisin karşındaki bir’i, sonra zaten ister istemez yani istesen de istemesen de “bir” olursun, yani fazladan bir adım vardır algoritma’da, sistemi yoran, bir adım fazladan işletirsin. Sürekli döngüdesindir, kabul etmek döngüsünde, oysa ilk olarak kabul etmeyi denesen, “istemek” ile uğraşır mısın hiç, olmadığı için, “bir” olamadığın için ne can yakarsın ne de üzersin diğer bir’i, kalın bir olursun, istediğin için değil, kabul ettiğin için. Biliyorsun ki istemek ile kabul etmek arasında fark vardır, tıpkı bu yazıda da toplam 31 adet bir kelimesi olduğu gibi -Ne alakaysa…-




Sanırım atasözlerinin doğruluğuna tecrübe ile tasdik ettikten sonra daha çok inanıyoruz. Zaten bütün olay tecrübe denilen kavramda yatıyor.
Takip edenler bilirler, LDV projesi kapsamında eğitim, staj karışımı bir oluşum için yurtdışına gitmiştim ve proje içerik itibariyle tamamiyle hayal kırıklığındna öteye geçememişti. Türkiyeye döndüğümün ikinci haftası elime bir ibraname ulaştı.
“Bıdı bıdı Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan şüpheli sıfatı ile ifade vermek üzere çağırılıyorsunuz. Hemen gelin, yoksa getiririz”
şeklinde başka hiçbir açıklama olmayan bu denli sade ve gergin bir ibraname…
Bunu anlattığım ve duyan herkes “obarak!” gibi bir tepki verdi. Tıpkı benim de inanamadığım gibi inanamadılar. O tarihlerde ailem şehir dışında olduğu için ve başıma daha önce hiç böyle bir olay gelmediği için -hiç mi gelmedi, hiç gelmedi!
- öncelikle Babam‘a haber verdim. İbranamede herhangi bir açıklama olmadığı için Babam da işin iç yüzünü öğrenmek için araştırmak istedi. Ailem dönene kadar ifade vermeye gitmedim ve bir hafta boyunca kafamdan her türlü komplo teorilerini geçirdim. Neler olabilir üzerine yorumlar yaptım ve gerçekten farkında olmadan yaptığım bi’şeyler olabilir mi diye düşündüm. Sonuç temizdi ama
ama’sı geriliyor insan arkadaş!
En sonunda adliyeye gittim ve ifademi verdim. Kendimi ak’ladım ki zaten kirlenmiş de değildim -Vuu nasıl cüme bu ya!
-
Olayın içeriği, proje için yurtdışına çıktığım süre zarfında ben yurtdışında iken ismimi kullanarak bir telefon hattı çıkartılmış ve o hat ile bir de telefon çalınmış. Neyse ki pasaport’um ile olayı benim gerçekleştiremeyeceğimi ispat etmiş oldum.
Son olarak; Size savcılık da ifade vermiş bir Türk vatandaşı olarak nelere dikkat etmeniz gerektiğini söylemek istiyorum.
>> Öncelikle savcı’dan mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama kişiyi germek için çok uğraşıyorlar, sakin olun. ![]()
>> Sizin görüşünüze başvurulmadan savcı kendi okuduğu ifadeyi yazmana yazdırıyor ve sizin ağzınızdan çıkmışcasına o ifadeyi imzalıyorsunuz. O yüzden gerekli yerlerde müdahale etmeye özen gösterin. Ne özeni ya!, baya baya dikkat edin.
>> İfade sırasında muhabbet olsun diyede konuşmayın, hepsi ifadeye geçiyor. “Ya, eski hattım evde bi’yerlerde olabilir, tam hatırlamıyorum” dedim aynısını yazmışlar.
Olayın atasözleri ile alakası nedir; Savcılık ile ilgili işim bittikten sonra eve döndüğümde annem’in kurduğu cümle ile anladım.
“Bak oğlum, Her iş’te bir hayır vardır. Proje ne kadar iyi geçmemiş olsa da yurtdışına çıkmış olmanın demekki bir hayr’ı varmış” dedi. Canım annem
Dip not olarak belirteceğim bi’şey varsa o da benim adıma telefon hat’tı nasıl çıkartmışlar gerçekten merak ediyorum…




Oldukça uzun bir süredir yazı yazamıyorum zira karmaşık bir projenin içerisindeydim ve nihayet bitti. Projenin içeriğinden bahsetmeyeceğim ama proje sayesinde yurtdışına çıkmış bulundum ve bu süreçte yurtdışında edindiğim tecrübeler hakkında bi’kaç şey yazmak istiyorum. Bu arada uzun bir süredir yazı yazmadığımdan olsa gerek bu yazı oldukça uzun olacak.
Bu proje sayesinde 6 haftalığına Hollanda’ya gittim. Yurtdışındaki ilk tecrübem ile başlayacak olursam 6 hafta Hollanda için oldukça fazla bir zaman dilimiymiş. Hollanda, yüz ölçümü bakımından Konya, nüfus bakımından istanbul ile karşılaştırılabilir ve şu sözü Hollanda ile ilgili her makalede görebilirsiniz. “Tanrı Dünya’yı yarattıysa, biz de Hollanda’yı yarattık” Hollanda tarihine girmek istemiyorum ama üzerinde bulunduğu karaparçalarının nasıl elde edildiği ve işlendiği bilgisi oldukça ilginizi çekecektir. Alabildiğinde dümdüz bir ülke, yeryüzü şekillerinden dağ’ı geçtim, bir tane tepe bile göremezsiniz. Sanırım Dünya üzerinde “Denize iniyoruz” tabirinin zıttını kullanabileceğiniz tek ülke “Denize çıkıyoruz” -ki çıkıyorsunuz-, Ülke’nin hemen hemen heryeri su kanalları ve Rüzgar Türbinleri ile kaplı, ek olarak bi’tane Nükleer Santral var…






Benim gezdiğim, edindiğim bilgiler kadarıyla Hollanda bu şekilde bir ülke, gidip gezilmek için biçilmiş kaftan diyebilirim, kalıp yaşanılır mı, bilemem zira bizim Türk’ler sayesinde ne yazık ki orası da artık yavaş yavaş bozulmaya başlamış. Türk’lerden nefret ediliyor gibi söylemler kulağıma ilişti. İyice bozulmadan gidilmesinde fayda var.




Tanışalı yaklaşık iki sene oldu. İlginç, gerçekten çok ilginç bir beraberliğimiz var(dı). Tanışmamızdan, aralardaki kavgalar ve ayrılmalara yani dargınlıklara kadarki bütün süreçler kendi için oldukça farklı enterasanlıklara sahip.
Tanışmamızdan başliyim; Tesadûfi bir radyo programı sayesinde facebook üzerinden tanıştık (2009). (Ayrıntıya girmiyorum) Gel zaman git zaman, önceleri sadece e-sosyal çerçeveden görüşmeler yavaş yavaş telefon görüşmelerine kaydı. Öyleki artık bir sevgili gibi, içimizde her haltımızdan haberdar olma isteği doğdu ve tabiiki problemlerde burada ortaya çıkmaya başladı. Var olan duygu seli ve karşı tarafa duyulan o hissiyatın bir şekilde gösterilmesi, belli edilmesi gerekiyordu. Bunun için yaptığım sayısız “zorlayıcı” girişimler ilk adımı attırsa da devamını getiremiyordu. Az öncede bahsettiğim aralardaki dargınlıklar bile nedense bu zorlayıcı girişimleri ve karşı tarafın taşıdığı duygunun yükünü azaltmaya yetmiyordu.
Benim amacım hissedilen duyguyu somut bir şekilde görmek istememdi. Sonralarda ise nedeni hâla belirsiz bir şekilde uzun süren bir dargınlık sonrası (9 Ay) tekrar görüşme kararı almamız ve kendimizi, hâla aramızdaki ilişkinin adını somut bir şekilde ortaya koyamamamızdan ötürü (senden ötürü) arkadaşlık çerçevesinde bir şekilde açılmayı bekleyen iki taraf olarak bulduk. Bu sefer kesin gibiydi fakat üniversite eğitimimden dolayı şehir dışında bulunmamdan ötürü (benden ötürü) bu buluşma ve açılma evresi gerçekleşmediği gibi geçen sürede araya bir dargınlık ve yine bir barışma girdi. Bu son barışma evresinin akabinde (2010) gurur duvarlarının yıkılması ve bir Pazar gününün tümünü birbirimize ayırmamız ile bu sorunun da üstesinde gelebileceğimiz kanısındaydık.
Buluşmadan sonraki geribildirimler gayet güzel geçsede sabırsız olan taraflardan birtanesi sayesinde yıkılan gurur duvarları aniden ve en hızlı bir şekilde tekrardan örüldü. Kısa bir mesaj ile koyulan tahmini “yedinci, son nokta” ile yinde “dargınlık” safhasına girdik. Tahmini “sekizinci, son bir umut” ile tekrardan görüşme çabamız sonuçsuz kaldı. Bu seferki sonuçsuz girişimin sebebi ise hâla inanmadığım “birisinin” olması idi. Beni tanıyanlar bilir ki kendisi de bilir. Herşeye o kadar kolay inanmam. Tahmini sekinci geri dönüş’ün olacağı kanısındayım ve bu sefer her ne olursa olsun başlayamamış bir ilişkinin başlangıcının olacağının da garantisini verebilirim…
DipNot: Aslında ilişkilerde geriye dönüş olarak aynı kişiyle bir ikinci ilişkiye başlama taraftarı değilim fakat bu durum farklı zira ortada başlanmış bir ilişki yok daha doğrusu olmadı, olamadı!




Aslında yüzyüze anlatılması gereken bir konuymuş fakat bunu geç anladığım için sanırım yazmak daha mantıklı olacaktır diye düşünüyorum…
(Son günlerde dinlediğim melankolik şarkılarında etkisi olmuş olabilir)
10 aylık bir serüven sonrası sağlam kafayla düşünebilme fırsatım olmuştu. Özellikle ve sürekli “Neden 10 ay?“, “Bu kadar kısa mı olmalıydı?“, “Kim haklı?, kim suçlu?“, “Şimdi ne olacak?” soruları üzerinde gidip geldim. O’ndan önce daha uzun süren ilişkilerim de olmuştu, bu neden 10 ay ve neden diğerlerinden daha farklı, neden daha fazla ve daha güzel anılar var. Neden, neden ve yine neden… İlişki sonrası bozulan psikoloji zırvası ya da içinde bulunduğum boşluk hede-hödösünden dolayı sürekli sorular ve karşılarında doldurulması gereken boşluklar vardı.
Bi’süre sonra ilişkideki yanlışlarımı farkettim, incelemeye başladıkça çorap söküğü gibi bir yanlışımın diğer yanlışımı ortaya çıkardığını anladım. İlişkiye dışardan bakabiliyordum ve yanlış yapıldığı savunulan kişinin suçsuz olduğu ne denli büyük zan’lar altında haksız yere kaldığını gördüm. Pişmanlık güdüsü içimde yavaş yavaş büyüme başladı ve sonunda vicdan azabı ile birleşip ortaya çıktı. Ben bunları düşünürken diğer tarafın yeni ilişkisinin ilk demleri başlamıştı ama bu durumu öğrenmem bile pişmanlık ve vicdan azabımı dindiremedi. (Oysaki sinirlenip, köpürüp ortalığı dağıtmam gerekirdi değil mi?. Kapılara dayanmak, mahalle-sokak-ev basmak, köşelerde sıkıştırmak!. vs. vs. vs…)




“Gel bakalım Hakan arıyoruz, ulaşamıyoruz ne meşgul adamsın, eee tabii okul birincisisin ya, hadi ilk ben tebrik edeyim“
dedikten sonra ilk olarak okul birinciliğinden haberim oldu. Mezuniyet töreninden bi’kaç saat önce de Kürşat hoca
“Bi’yerlere kaybolma, seni yurtdışına götüreceğim“
demişti. Bu sayede de yurtdışına gideceğimi öğrenmiştim. Daha sonra bu öğrendiklerimden birinin yani yurtdışının ihtimaller dahilinde olabileceğini öğrendim. Yani başvuru ve bu başvuru sonrasında olacak mülakat’ta seçilecek 10 kız ve 10 erkek yurtdışına gidecekti. Ve ben okul birincisi olduğumdan dolayı -Ukâla değilim!!!- Kürşat hoca benim gideceğime ve seçileceğime kesin gözüyle bakıyordu. Herneyse sevgili Yüksekokul müdürümüz Kenan(!) hoca sayesinde geçen hafta Salı günü mülakat’a gittik. Mülakat sonucu iki üzüntümden birisi çok sevdiğim Bekir‘in 10 kişilik listeye girememesi, diğeri hiç sevmediğim başka bir insanın o listeye girmesi ve bir de yetmiyormuş gibi aynı ülkeye gideceğimiz haberini öğrenmem oldu!
Biraz projeden bahsedeyim. Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları (xxx) kapsamında, katılan 2000 küsür proje içerisinden seçilen bir proje, tabii burada Kürşat hocanın emeğini esgeçmememek lazım. İşletmelerde Veri Güvenliği Çözümleri ve Cisco Ağ Cihazları konulu proje dahilinde Almanya ve İsveç ülkelerinde toplam 2 ay süresi boyunca Cisco ağ cihazları bulunan şirketlerde staj yapılacak. Hem cihazlar hakkında bilgi hem de avrupalı ülkelerin gelişmişlik seviyesini görmemiz, ayriyetten de yabancı dil öğrenmek için bu ülkelerde bulunacağız. -ne kaa güzel, ne kaa güzel (:- Biz İsveç’in başkenti Stockholm‘e gideceğiz. Ufak bir araştırma sonucu İsveç’te azımsanmayacak kadar Türk nüfusu olduğunu ve çoğunluğunun da öğrenim için gittiğini öğrendim. Sanırım fazla yabancılık çekmeyeceğiz.
Ocak ayında proje başlayacak ve Ocak – Şubat ayları dahilinde ingilizce kursu göreceğiz. -Almanyaya gidenler de almanca görecekler- Bu, canım Trabzon’a geri dönmem demek oluyor. (: Öte yandan bu proje gerçekten hem kendimizi geliştirmek hem de iş hayatımızda hatırı sayılır bir şekilde CV’mize yansıyacak bir proje olarak gözüküyor. Cisco ağ cihazları sektörde yadsınamaz bir yere sahip -ne cümle oldu bu ya!- Bakalım gelişmeler bize neler gösterecek. Son olarak sizde Google’a İsveç yazıp görsellere tıklamanızı istemiycem (:




Kişileri eleştirip ulu orta yerde bu eleştirilerimi anlatacak değilim. Yanlız beni tanıyanlar bilir, doğru olmayan davranış ve ya tutumlara müdahale ettiğim doğrudur. Hayatımdaki insanları yüzyüze eleştirdiğim ve bu eleştirilerimi kabul ettikleri de doğrudur fakat işin acı tarafı yanlışlarını görmelerine rağmen yine de bunlardan vazgeçmek istememeleri. Anlam veremiyorum!
Öte yandan gün gelince bunca konuşmalar, karşılıklı dertleşmeler, fikir paylaşımları ve ya adına ne derseniz deyin yapılan bu paylaşımlar sanki hiç yapılmamış gibi yine aynı tutum ve davranışlara devam edilmesi beni gerçekten çileden çıkarıyor. Yine eklemek zorunda hissediyorum çileden çıkmamın sebebi ise “Vaktimi boşa harcayıp konuşmuşum” hissiyatı değil, karşımdaki insanın bile bile yanlışlarına devam etmesi, diyeceksiniz ki yanlışları olduğunu nereden biliyorsun. E, kendi söylüyor, kabul ediyor!. Burada ortaya yine bir ayrıntı çıkıyor onu da şekillendirelim. Konuştuğum insan acaba sırf beni susturmak için mi kendisinde gördüğüm yanlışları kabul ediyor ya da sırf beni susturmak için mi kendisinde yanlış gördüğümü zannetmemi istiyor. Eğer böyle bir durum var ise bu daha kötü, çevremde kendisinden başka kimseyi düşünmeyen bir yığın insan müsvettesi var demektir.
Aslında bunların da sebebi belli, üşengeçlik, alışkanlık ve inanılan sabit fikirli düşünceler. Çok basit bir örnekle bunu açıklayabilirim. Motivasyon ile ile ilgili bir konuşma yapıldığında, video seyrettiğinizde, yazı okuduğunuzda yaptığınız ve en acısı farkında olarak yaptığınız yanlışlardan bi’anlık vazgeçiyorsunuz. “Ulan tamam, erdim ben“, “Daha da karı-kız yok, işime bakıcam“, “Yok abi valla bu son, bundan sonra tamam, düzeliyorum” dersiniz. Sonra sonra bu paylaşım etkisini yavaş yavaş yitirdiğinde yine aynı konumunuza geri dönersiniz. Yani alışkanlıklarınıza ve üşendiğiniz için yapmanız gereken doğrularınızdan vazgeçersiniz. Sonra kötü olan; o video, o yazı, sizinle konuşmayı yapan o insan olur. Siz yine doğru olanı yaparsınız, yanlış olan diğerleridir!
Ben bıkmam, Allah’ım da bıktırmasın, gördüğüm her doğru olmayan tutum ve davranışa müdahale etmeye devam edeceğim. Sadece biraz doluyum onu paylaşmak istedim. Kalın sağlıcakla…


