



Bi erkek umudu olmadan yaşayamaz, yıllardır kankavari takıldığı kız arkadaşına günün birinde ‘çıkma’teklifi etme umudu, basit bi arkadaş ortamında tanıştığı kız için “elbetbirgün” teklif ederim umudu, işte bu umutların hepsi bu kelimeler yüzünden. Artık olayın başında kim varsa, kim bozduysa bu döngüyü, kim ilk ot’tan saman’dan bi sebep yüzünden “Canım, saat kaç?” diye sorduysa, işte o günden beri artık erkekler bir Canım’a bakıyorlar, Bir Canım dünyalara bedel oluyor.
Hiç mi yok çevrenizde, bi bakın, özellikle kızlar “Yıllardır beraberdik ya, ilkokuldan beri arkadaşım ama artık görüşmüyorum“, neden acaba ?, sen onca yıldır arkadaşına sevgilinmiş gibi davran, günün birinden alırsın ‘çıkma’teklifini, insan artık sevgilisi ile beraber olurken de bi’an da olsa boşluğa düşüyor, “Lan bi saat önce Burcu’ bana canım demişti, şimdi sevgilim” !!
Yapmayın bayanlar, nerde nasıl davranacağınızı bilmiyorsunuz, ağzınızdan çıkan her güzel söz karşınızdaki erkek üzerinde derin bir etki bırakıyor, size göre çok sıradan bir söz bile olsa. Bu durumu erkeklerin -ne derler- abazanlık’larına verebilirsiniz, zira gayette abazan bir durum, yanlız unutmamak lazım kukla değil kuklayıcı nişan almak gerekir.
Sürekli dem vuruyorum ya “Eskileri seviyorum ben!, eskiden yaşanan hayatı, eskiden yapılan şeyleri” diye, belkide gerçekten iyi bi’şey yapıyorum, eskiden herşey ne kadar güzeldi, ne düşük bel vardı o zamanlar, ne de erkekler ile kızlar böyle ulu orta!, eskiden sevdiğimizin gözüne bakamazdık, şimdikiler [...] -içeriği çok kötü bi üç nokta-
Bu aralar sürekli “Yaşar – Kumralım” parçası denk geliyor, hiç kumral kız arkadaşım olmadı, belkide olmuştur, kumral rengi neye benziyor bilmiyorum




Biliyosunuz, geçende yazdığım yazı da Kemal‘in sağolsun, sayesinde herşey birbirine girmişti tam olarak “Yeni kaşıntılar” hakkında bi’şey yazamamıştım, aslında çok da teferruatlı bir konu değil ama sonuç olarak yükte hafif paha da ağır bir mevzu olduğu için ufaktan da olsa bahsetmek doğru olur diye düşündüm -Çok bayıcı bi cümle oldu-
Şöyle açıklayayım;




Geçen gün Kişisel Tecrübeler ile ilgili açıklamamı, akabinde ve detayında ilk Kişisel Tecrübe‘mi beğeninize sunmuştum. O gün gerçekleşen bir Kişisel Tecrübe‘m daha vardı. Biraz erteledim ama yine de yazmayı uygun buluyorum -Blog benim blog’um kardeşim
-.
Hani şu son yüzyıl da Kadın-Erkek arasında, pardon Erkek-Kadın arasında
bir “Eşitlik” kavramı türedi ve oldukça da tutuldu, bayanlar işlerine geldiği takdirde “Eşitlik” kavramını öne sürebiliyorlar. Cem YILMAZ‘ın bu konuda gerçekten çok mantıklı bir tez’i mevcut. Aynen aktarıyorum. Cümleler Cem YILMAZ‘a aittir, bana çemkirmeyiniz
![]()
Gayet mantıklı bir tez, Cem YILMAZ‘ın Stand-up‘ları bir yana gözlemleri gerçekten mükemmel, benim Kişisel Tecrübe‘me gelecek olursak;






Bu aralar mantık erbabı‘lığıyla ilgili çok fazla içli dışlı olmaya başladım. Bilgisayar programlamacı‘lığının vermiş olduğu özgüven ve mantıksal dolaşım sisteminin beyin’e vermiş olduğu bölgesel hasar, çevre de olup biten bütün kuramsal olayların If – then – else kod bloğuyla yorumlayabilme hissiyatını veriyor -What a logical sentence, ehe
-. Bu yüzden farkına vardığım kişisel farkındalık olaylarını bir şekilde paylaşım içerisinde bulunarak çevremdeki insanları da bilinçlendirme, bilgilendirme ve bilimum mantıksal veri tüketimini üst düzeye çıkarmayı amaçlıyorum.
Dün -17.07.2009- “yaz sezonu’nda boş boş evde oturacağıma çalışayım ya” felsefesini kendimle özleştirerek Cuma namazı‘ndan sonra Beylikdüzü‘nü komple dolaştım. Amacım tabii ki iş aramak oldu fakat dişe dokunur birşey bulmadığımı itiraf etmeliyim… Kendi nitelik ve vasf’ım üzerine bir pozisyon aradığımdan, bulmak da aramak kadar zordu.
Yorgun ve bitâp, yürüyüş halinde eve dönerken nereden aklıma geldiyse yolda “Hafıza Teknikleri” kursundan aklımda kalan “Beynin sol lob’u sağ uzuvları, sağ lob’u sol uzuvları kontrol eder” cümlesini kendi içimde çözümlemeye çalışıyordum. İlk kişisel tecrübem de işte burada ortaya çıktı. Hani internet’te dolaşan “Bunları biliyor musunuz ” kategorisinde sınıflandırılan bir cümle var “Dilinizi dirseğinize değdirmek imkansızdır” diye, zaten bu cümleyi okuyan insanların istisnasız %100′ü bu teoriyi deneyip hezimete uğradıktan sonra çevresinde kendisini izleyen var mı diye çaktırmadan bakıyorlar. Buna benzer bir teoride benden çıktı. Şöyle ki;




