02 Ara 2011 @ 9:57 AM 

Metro Turizm’i bilmeyeniniz yoktur. Hemen bir açıklamasını yazayım;

Yılda ortalama 20 milyon yolcu taşıyan Metro Turizm, 81 ilde iç hat ve Bulgaristan, Yunanistan, Gürcistan dış hat seferleriyle ulaşımın sektördeki lider isimlerinden olmayı sürdürüyor.

Sitede böyle yazıyor.

Şehir Fırsatı’nı da bilmeyeniniz yoktur, nam-ı diğer Groupon. Bu tür siteler önceleri sadece giyim üzerine fırsatlar sunuyorlardı. Daha sonra iş iyice ilerledi ve farklı sektörlere de yöneldiler. Bu sektörlerden birisi de ulaşım. yukarıda yazıldığı gibi ulaşım’ın sektördeki lider isimlerinden (has-sektör!) Metro Turizm ile anlaşma sağlamışlar ve site üzerinden alınacak her fırsat kuponu ile alacağınız biletlerde %50′lik indirim uygulanacağına dair bir kampanya başlatmışlar.

Beni tanıyanlar bilir, mütemadiyen her ay iki defa Istanbul’dan Çanakkale’ye gidiyorum. Istanbul – Çanakkale Metro Turizm firmasının bilet fiyatları tatil ve özel günler harici genellikle değişmiyor, 35 lira olarak satılıyor. Yani gidi dönüş 70 lira’lık bilet ücreti ödüyorum. Şehir Fırsat’ında bu kampanyayı görünce tabiki işime yaradığı için almak istedim, gidiş-dönüş için tek bilet parası yani (35/2) + (35/2) = 35 lira vereceğimi zannediyordum!

Dün akşam Metro Turizm – Avcılar satış ofisine, bugün için gidiş ve pazar günü için dönüş biletlerimi almaya gittim. Yanımda iki tane fırsat kuponu vardı. Biletleri alırken karşımdaki görevli personel, ben 35 lira ödeyeceğimi düşünürken bana “Borcunuz toplam 50 lira” dedi. Sebebini sorduğumda “Bu biletler taban fiyatından değerlendiriliyor, o yüzden Istanbul – Çanakkale arası taban fiyat 50 lira” dedi. Fırsat’ı almadan önce kesin bir oyun vardır diye özellike her kelimesini dikkat ederek okumuştum ama “Biletler taban fiyatından değerlendirilecektir” diye bir ibare göremedim. Hadi onu geçtim sektördeki lider (has!) Metro Turizm’in sitesinde “Taban fiyatlar” diye bir liste bile yoktu.

Sonuç olarak Metro Turizm ve Şehir Fırsatı mükemmel bir ayıbın daha üzerine imzalarını atmış oldular. Eminim böyle daha çok vâkâ’lar vardır. Yani vatandaş, müşteri olarak ne kadar dikkat edersek edelim, firmalar da nerelerden oyun oynayacaklarını, dolandırıcılık yapacaklarını o kadar iyi biliyorlar. Şehir Fırsatı’ından herhangi bir kampanya için fırsat kuponu almadan önce bi’kaç kez daha düşünmenizi tavsiye ediyorum. İyi günler.

Not: Fırsat’a buradan bakabilirsiniz, toplam 21565 kişini aldığı bu fırsat’tan daha kaç kişinin aynı durumu yaşayacağını varın siz düşünün.
Not2: Dostum Zeki‘ye de yardımları için teşekkür ediyorum. :)

Tags Tags: , , , , ,
Categories: Kişisel tecrübeler
Posted By: Hakan AKSÜZEK
Last Edit: 02 Ara 2011 @ 10 10 AM

EmailPermalinkComments (6)
 13 Ağu 2011 @ 12:09 PM 

Sanırım atasözlerinin doğruluğuna tecrübe ile tasdik ettikten sonra daha çok inanıyoruz. Zaten bütün olay tecrübe denilen kavramda yatıyor.
Takip edenler bilirler, LDV projesi kapsamında eğitim, staj karışımı bir oluşum için yurtdışına gitmiştim ve proje içerik itibariyle tamamiyle hayal kırıklığındna öteye geçememişti. Türkiyeye döndüğümün ikinci haftası elime bir ibraname ulaştı.

“Bıdı bıdı Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan şüpheli sıfatı ile ifade vermek üzere çağırılıyorsunuz. Hemen gelin, yoksa getiririz”

şeklinde başka hiçbir açıklama olmayan bu denli sade ve gergin bir ibraname…
Bunu anlattığım ve duyan herkes “obarak!” gibi bir tepki verdi. Tıpkı benim de inanamadığım gibi inanamadılar. O tarihlerde ailem şehir dışında olduğu için ve başıma daha önce hiç böyle bir olay gelmediği için -hiç mi gelmedi, hiç gelmedi! :) - öncelikle Babam‘a haber verdim. İbranamede herhangi bir açıklama olmadığı için Babam da işin iç yüzünü öğrenmek için araştırmak istedi. Ailem dönene kadar ifade vermeye gitmedim ve bir hafta boyunca kafamdan her türlü komplo teorilerini geçirdim. Neler olabilir üzerine yorumlar yaptım ve gerçekten farkında olmadan yaptığım bi’şeyler olabilir mi diye düşündüm. Sonuç temizdi ama :) ama’sı geriliyor insan arkadaş!

En sonunda adliyeye gittim ve ifademi verdim. Kendimi ak’ladım ki zaten kirlenmiş de değildim -Vuu nasıl cüme bu ya! :) -

Olayın içeriği, proje için yurtdışına çıktığım süre zarfında ben yurtdışında iken ismimi kullanarak bir telefon hattı çıkartılmış ve o hat ile bir de telefon çalınmış. Neyse ki pasaport’um ile olayı benim gerçekleştiremeyeceğimi ispat etmiş oldum.

Son olarak; Size savcılık da ifade vermiş bir Türk vatandaşı olarak nelere dikkat etmeniz gerektiğini söylemek istiyorum.

>> Öncelikle savcı’dan mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama kişiyi germek için çok uğraşıyorlar, sakin olun. :)
>> Sizin görüşünüze başvurulmadan savcı kendi okuduğu ifadeyi yazmana yazdırıyor ve sizin ağzınızdan çıkmışcasına o ifadeyi imzalıyorsunuz. O yüzden gerekli yerlerde müdahale etmeye özen gösterin. Ne özeni ya!, baya baya dikkat edin.
>> İfade sırasında muhabbet olsun diyede konuşmayın, hepsi ifadeye geçiyor. “Ya, eski hattım evde bi’yerlerde olabilir, tam hatırlamıyorum” dedim aynısını yazmışlar. :)

Olayın atasözleri ile alakası nedir; Savcılık ile ilgili işim bittikten sonra eve döndüğümde annem’in kurduğu cümle ile anladım.
Bak oğlum, Her iş’te bir hayır vardır. Proje ne kadar iyi geçmemiş olsa da yurtdışına çıkmış olmanın demekki bir hayr’ı varmış” dedi. Canım annem :)

Dip not olarak belirteceğim bi’şey varsa o da benim adıma telefon hat’tı nasıl çıkartmışlar gerçekten merak ediyorum…

Tags Tags: , , ,
Categories: Kişisel tecrübeler, Sevgili Enginarım
Posted By: Hakan AKSÜZEK
Last Edit: 13 Ağu 2011 @ 12 09 PM

EmailPermalinkComments (2)
 26 Haz 2011 @ 8:42 PM 

Oldukça uzun bir süredir yazı yazamıyorum zira karmaşık bir projenin içerisindeydim ve nihayet bitti. Projenin içeriğinden bahsetmeyeceğim ama proje sayesinde yurtdışına çıkmış bulundum ve bu süreçte yurtdışında edindiğim tecrübeler hakkında bi’kaç şey yazmak istiyorum. Bu arada uzun bir süredir yazı yazmadığımdan olsa gerek bu yazı oldukça uzun olacak. :)

Bu proje sayesinde 6 haftalığına Hollanda’ya gittim. Yurtdışındaki ilk tecrübem ile başlayacak olursam 6 hafta Hollanda için oldukça fazla bir zaman dilimiymiş. Hollanda, yüz ölçümü bakımından Konya, nüfus bakımından istanbul ile karşılaştırılabilir ve şu sözü Hollanda ile ilgili her makalede görebilirsiniz. “Tanrı Dünya’yı yarattıysa, biz de Hollanda’yı yarattık” Hollanda tarihine girmek istemiyorum ama üzerinde bulunduğu karaparçalarının nasıl elde edildiği ve işlendiği bilgisi oldukça ilginizi çekecektir. Alabildiğinde dümdüz bir ülke, yeryüzü şekillerinden dağ’ı geçtim, bir tane tepe bile göremezsiniz. Sanırım Dünya üzerinde “Denize iniyoruz” tabirinin zıttını kullanabileceğiniz tek ülke “Denize çıkıyoruz” -ki çıkıyorsunuz-, Ülke’nin hemen hemen heryeri su kanalları ve Rüzgar Türbinleri ile kaplı, ek olarak bi’tane Nükleer Santral var…

Sistem
Yaşam tarzı
Gece hayatı

Ulaşım

Komşu ülkeler
Genel olarak

Benim gezdiğim, edindiğim bilgiler kadarıyla Hollanda bu şekilde bir ülke, gidip gezilmek için biçilmiş kaftan diyebilirim, kalıp yaşanılır mı, bilemem zira bizim Türk’ler sayesinde ne yazık ki orası da artık yavaş yavaş bozulmaya başlamış. Türk’lerden nefret ediliyor gibi söylemler kulağıma ilişti. İyice bozulmadan gidilmesinde fayda var.

Tags Tags: , , , ,
Categories: Kişisel tecrübeler, Sevgili Enginarım
Posted By: Hakan AKSÜZEK
Last Edit: 26 Haz 2011 @ 08 42 PM

EmailPermalinkComments (0)
 21 Ara 2010 @ 3:09 PM 
 

Mektup

 

Aslında yüzyüze anlatılması gereken bir konuymuş fakat bunu geç anladığım için sanırım yazmak daha mantıklı olacaktır diye düşünüyorum…
(Son günlerde dinlediğim melankolik şarkılarında etkisi olmuş olabilir)

10 aylık bir serüven sonrası sağlam kafayla düşünebilme fırsatım olmuştu. Özellikle ve sürekli “Neden 10 ay?“, “Bu kadar kısa mı olmalıydı?“, “Kim haklı?, kim suçlu?“, “Şimdi ne olacak?” soruları üzerinde gidip geldim. O’ndan önce daha uzun süren ilişkilerim de olmuştu, bu neden 10 ay ve neden diğerlerinden daha farklı, neden daha fazla ve daha güzel anılar var. Neden, neden ve yine neden… İlişki sonrası bozulan psikoloji zırvası ya da içinde bulunduğum boşluk hede-hödösünden dolayı sürekli sorular ve karşılarında doldurulması gereken boşluklar vardı.

Bi’süre sonra ilişkideki yanlışlarımı farkettim, incelemeye başladıkça çorap söküğü gibi bir yanlışımın diğer yanlışımı ortaya çıkardığını anladım. İlişkiye dışardan bakabiliyordum ve yanlış yapıldığı savunulan kişinin suçsuz olduğu ne denli büyük zan’lar altında haksız yere kaldığını gördüm. Pişmanlık güdüsü içimde yavaş yavaş büyüme başladı ve sonunda vicdan azabı ile birleşip ortaya çıktı. Ben bunları düşünürken diğer tarafın yeni ilişkisinin ilk demleri başlamıştı ama bu durumu öğrenmem bile pişmanlık ve vicdan azabımı dindiremedi. (Oysaki sinirlenip, köpürüp ortalığı dağıtmam gerekirdi değil mi?. Kapılara dayanmak, mahalle-sokak-ev basmak, köşelerde sıkıştırmak!. vs. vs. vs…)

More »

Tags Tags: , , , ,
Categories: Kişisel tecrübeler, Sevgili Enginarım
Posted By: Hakan AKSÜZEK
Last Edit: 21 Ara 2010 @ 04 33 PM

EmailPermalinkComments (2)
 12 Ara 2010 @ 9:47 PM 

Yeni nesil artık oldukça e-Sosyal bir yapıya büründü. Sosyal paylaşım siteleri, sosyal ağ siteleri bu yük’ün en önemli taşıyıcıları. Gerçek manasında “Sosyalleşmek” olarak konuyu ele aldığımızda Türk’ler olarak çoğunluğumuz çekingen bir yapıya sahip. Bu çekingenlik tamamiyle aile yapısında gelen bir davranış fakat doğal olarak kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Buradan çıkan sonuç “Türk aile yapısının her kişide aynı etkiyi göstermediği” dir. Aslında bu sonuç çok fazla tepkiyi de beraberinde getirebilir ancak sağlam bir tez ile savunulduğunda ki bunu birazdan açıklayacağım gelebilecek tepkiler yersiz olacaktır.

Bilindiği üzere Türk aile yapısı Osmanlı medeniyetinden gelen muhafazakar bir yapıya sahiptir. Tıpkı yaradanın kutsal kitaplarını, zaman içerisindeki farklı grupların özünü bozmadan değişikliğe uğratmaları gibi, Yapı, durum, konum her ne olursa olsun  “Kuşak-çatışması” adı verilen kavram git gide var olan Türk aile yapısını kimi toplum ve ya aileler de özünü bozmadan kendine has değişikliklere uğratmıştır. Kuşak-çatışmalarına en iyi internetcafe’leri örnek gösterebiliriz. Zamanında internetcafe’lere bilgisayar başında boşa vakit geçirdiklerini düşünerek karşı çıkan ebeveynlerin çoğunluğu şimdilerde evlerine ikinci hatta üçüncü bilgisayarı alma peşindeler.

Bu yapı içerisinde sosyalleşme, yazımın başında da belirttiğim “e-Sosyal” yapıya dönmeye başladı. Kişiler artık çoğunlukla dışarıda vakit geçirme yerine evlerinde, internetcafe’lerde, hatta interneti olan normal cafe’lerde vakit geçirip, sosyalleşme ihtiyaçlarını daha çok buralardan sağlıyorlar. Yeni nesil bu “e-Sosyal” kavramı derin mânalara da sahip “Arkadaşlık ilişkileri“, “Yakın arkadaşlık ilişkileri“, “İş ilişkileri“, “Komşuluk” ve hatta “Akraba ilişkilerini” bile kapsıyor. Arkadaşlarınızla dışarıda vakit geçirmeden önce buluşacağınız yerin sağlamasını bile internet üzerinden, komşuya misafirliğe gitmeden önce “Evde misiniz?” sorunsalını çocuğunuzun komşu çocuğuna sormasıyla aşabiliyorsunuz. Yarım kalan ortak bir projenizi iş arkadaşınız ile hafta sonu dahi olsa herhangi bir web ortamından senkronize çalışıp tamamlayabiliyorsunuz. Ve tabiiki bu durumların en yaygını olanı yakın ilişki durumu ki bunun en bilindik anlamı “Sevgili” durumu, bu durum artık öyle bir hâl aldı ki hesaplama yapılsa internet üzerindeki sitelerin, paylaşım ortamlarının yüzde olarak çoğunluğu ilişki üzerine kurulan siteler ve ya ortamlardır.

eSevgili ilişkileri başlıca ele alınıp, hakkında sayfalarca yazı yazılabilecek bir konudur. Bu konu genel olarak, önyargılı bir şekilde  kötü olarak lanse edilir. Yani internet üzerinden tanışılacak kişi hakkında fizikî ve ruhani durumların ne kadar güvenilir ve doğru olduğu bilinemeyeceği için ilk başta çekinilerek yaklaşılsa da artık çoğu kişi “Gizlilik” kavramını tam manasıyla öğrenemese de kullanabildiği için bu, eSevgili durumunu artık olağan bir hâle getirmiştir. Öyle ki bu durumun “Türk aile yapısı”nda yeri olmamasına rağmen yine “Kuşak çatışması” kavramına benzetilen bir şekilde zamanla özü değiştirilmeden çoğu Türk aile yapısına kendini kabul ettirilebilmiştir.
Son olarak eklemek istediğim; Bu durum bana göre de kabul edilebilir, zararlı yanları olabileceği gibi hayatınızdaki doğru insanı da internet üzerinden bulabileceğiniz gerçeğini üzerinde taşımaktadır ki bunun sayısız örnekleri de mevcut. Önemli olan bu süreçte dikkatli olunması ve karşılıklı güven ortamının oluşturulmasıdır.  Öte yandan e-Sosyal yapı ister istemez hayatımıza ucundan girmiş bulunmaktadır, istesek de istemesek de bu durumu kabullenmeli ve bu kavram hakkında bilgi edinmeliyiz… Yazı boyunca Abiye kuzu gibi konuşmuşum hissine kapıldım. Sürç-ü lisan eylediysem affola…

eSosyal yapının hayatımıza ne denli girdiğini göstermek için internette yaptığım ufak bir araştırma da sayısız site buldum. Bunlaradan Statusthis adresinden bulduğum bir görseli, dilimin döndüğü ve Barış’ın da yardımıyla Türkçe’ye çevirerek beğeninize sunuyorum.

Tags Tags: , , , , , ,
Categories: İlgimi çekti de, Kişisel tecrübeler
Posted By: Hakan AKSÜZEK
Last Edit: 12 Ara 2010 @ 09 47 PM

EmailPermalinkComments (0)
 01 Mar 2010 @ 6:21 PM 
Bu cümleyi aldanmasınlar diye çoğu arkadaşıma söylemişimdir. Kızların çevresindeki tüm erkeklere hiç umursamadan “Canım“, “Bitanem” ve özellikle son günlerde çok sık duyduğum “Hayatım” gibi kelimeleri cümle içerisinde sanki hiçbir hükmü yokmuş gibi kullanmaları beni gerçekten benden alıyor. -Başka bi’şey yakışırdı buraya da neyse… :) -

Bi erkek umudu olmadan yaşayamaz, yıllardır kankavari takıldığı kız arkadaşına günün birinde ‘çıkma’teklifi etme umudu, basit bi arkadaş ortamında tanıştığı kız için “elbetbirgün” teklif ederim umudu, işte bu umutların hepsi bu kelimeler yüzünden. Artık olayın başında kim varsa, kim bozduysa bu döngüyü, kim ilk ot’tan saman’dan bi sebep yüzünden “Canım, saat kaç?” diye sorduysa, işte o günden beri artık erkekler bir Canım’a bakıyorlar, Bir Canım dünyalara bedel oluyor.

Hiç mi yok çevrenizde, bi bakın, özellikle kızlar “Yıllardır beraberdik ya, ilkokuldan beri arkadaşım ama artık görüşmüyorum“, neden acaba ?, sen onca yıldır arkadaşına sevgilinmiş gibi davran, günün birinden alırsın ‘çıkma’teklifini, insan artık sevgilisi ile beraber olurken de bi’an da olsa boşluğa düşüyor, “Lan bi saat önce Burcu’ bana canım demişti, şimdi sevgilim” !!

Yapmayın bayanlar, nerde nasıl davranacağınızı bilmiyorsunuz, ağzınızdan çıkan her güzel söz karşınızdaki erkek üzerinde derin bir etki bırakıyor, size göre çok sıradan bir söz bile olsa. Bu durumu erkeklerin -ne derler- abazanlık’larına verebilirsiniz, zira gayette abazan bir durum, yanlız unutmamak lazım kukla değil kuklayıcı nişan almak gerekir.

Sürekli dem vuruyorum ya “Eskileri seviyorum ben!, eskiden yaşanan hayatı, eskiden yapılan şeyleri” diye, belkide gerçekten iyi bi’şey yapıyorum, eskiden herşey ne kadar güzeldi, ne düşük bel vardı o zamanlar, ne de erkekler ile kızlar böyle ulu orta!, eskiden sevdiğimizin gözüne bakamazdık, şimdikiler [...] -içeriği çok kötü bi üç nokta-

Bu aralar sürekli “Yaşar – Kumralım” parçası denk geliyor, hiç kumral kız arkadaşım olmadı, belkide olmuştur, kumral rengi neye benziyor bilmiyorum :)

Tags Tags: , , , ,
Categories: Kişisel tecrübeler
Posted By: Hakan AKSÜZEK
Last Edit: 01 Mar 2010 @ 06 21 PM

EmailPermalinkComments (4)
 02 Eki 2009 @ 3:05 PM 

Biliyosunuz, geçende yazdığım yazı da Kemal‘in sağolsun, sayesinde herşey birbirine girmişti tam olarak “Yeni kaşıntılar” hakkında bi’şey yazamamıştım, aslında çok da teferruatlı bir konu değil ama sonuç olarak yükte hafif paha da ağır bir mevzu olduğu için ufaktan da olsa bahsetmek doğru olur diye düşündüm -Çok bayıcı bi cümle oldu-

Şöyle açıklayayım;

Öğretim görevliliği -Üniversite de hoca olma-, acayip imrendiğim bir meslek oldu son zamanlar da, Yusuf hoca‘m sağolsun, O yüzden hocalarla içli dışlı olma, ne yapabildiklerini kavrayabilme, işin derinine inme ve zorluklarını görebilmek amacıyla hertürlü işe tabiri caizse “balıklama atlıyorum“, burdaki [balıklama atlama <> yalakalık] önermesini doğru algılayabiliriz umarım. En nihayetinde daha ilk hafta dolmadan Özcan hocadan bir proje aldım. Gayet çetrefilli, bir o kadar sivri ve kalınca kararınca -Ehe, :) - bir proje. Süresi gayet uzun gibi gözükse de -Yılbaşına kadar-, ben gibi bir insanı bile korkutabilecek seviyeye sahip, çünkü oldukça ayrıntılı, umarım başarılı olurum ve devamı gelir!, Sevgiler Özcan hoca‘m…
Tags Tags: , , , , , , ,
Categories: Kişisel tecrübeler, Sevgili Enginarım
Posted By: Hakan AKSÜZEK
Last Edit: 02 Eki 2009 @ 03 05 PM

EmailPermalinkComments (2)

İstatistikler



    No Child Pages.

Abone Ol



    No Child Pages.

İletişim



    No Child Pages.

Indirilebilir!



    No Child Pages.

Hakkımda !



    No Child Pages.
欢迎光临~
初音