Oldukça uzun bir süredir yazı yazamıyorum zira karmaşık bir projenin içerisindeydim ve nihayet bitti. Projenin içeriğinden bahsetmeyeceğim ama proje sayesinde yurtdışına çıkmış bulundum ve bu süreçte yurtdışında edindiğim tecrübeler hakkında bi’kaç şey yazmak istiyorum. Bu arada uzun bir süredir yazı yazmadığımdan olsa gerek bu yazı oldukça uzun olacak.
Bu proje sayesinde 6 haftalığına Hollanda’ya gittim. Yurtdışındaki ilk tecrübem ile başlayacak olursam 6 hafta Hollanda için oldukça fazla bir zaman dilimiymiş. Hollanda, yüz ölçümü bakımından Konya, nüfus bakımından istanbul ile karşılaştırılabilir ve şu sözü Hollanda ile ilgili her makalede görebilirsiniz. “Tanrı Dünya’yı yarattıysa, biz de Hollanda’yı yarattık” Hollanda tarihine girmek istemiyorum ama üzerinde bulunduğu karaparçalarının nasıl elde edildiği ve işlendiği bilgisi oldukça ilginizi çekecektir. Alabildiğinde dümdüz bir ülke, yeryüzü şekillerinden dağ’ı geçtim, bir tane tepe bile göremezsiniz. Sanırım Dünya üzerinde “Denize iniyoruz” tabirinin zıttını kullanabileceğiniz tek ülke “Denize çıkıyoruz” -ki çıkıyorsunuz-, Ülke’nin hemen hemen heryeri su kanalları ve Rüzgar Türbinleri ile kaplı, ek olarak bi’tane Nükleer Santral var…


Sistem, beni en çok etkiyelen kısım burası oldu. Devlet’in ve paralel olarak halk’ın oluşturduğu ve sahip çıkmaya çalıştığı sistem oldukça düzenli ve oturmuş. Devlet’e ödenen vergiler ne kadar çok olsa da devlet’ten alınan hizmet de bir o kadar fazla ve iyi seviyede, ev’ler ve yerleşim yerleri bir düzen içerisinde, her yer birbirine benziyor. Sokaklar oldukça temiz ki bunda temizlikçilerin payı %30 diyebilirim, halk çevreye oldukça iyi bakıyor, sadece pazar ve ya meydan gibi yerlerde bu iş biraz temizlikçilere kalıyor. Trafik kurallarında muazzam bir sistem var. Trafik ışığının olmadığı yerlerde yaya geçidine istediğiniz gibi dalabilirsiniz zira dünyanın heryerinde geçerli olan yaya, bisikletli, araç önceliği sanırım bir tek bu ülkede uygulanıyor. Araç ile seyahat ettiğinizde oldukça dikkatli olmalısınız zira cezalar şahıslara kesiliyor, araç içerisindeki herkesin emniyet kemeri takması zorunlu yoksa Türkiye’deki adresinize kadar bir ceza makbuzu yollanabiliyor.
Yaşam tarzı olarak Hollanda’lılar çalışkan ve pesimist bir yapıya sahipler diye düşünüyorum, akşam saat 5 itibari ile paydos ediliyor ve herkes evine çekiliyor. Gençler de aynı şekilde fakat akşam 11′e doğru genellikle genç kesim eğlence amaçlı dışarıya çıkıyor. Gerçi gençler dedim ama Hollanda’lılar çocuk yapmak ve büyütmek yerine evcil hayvan -ki bu özellikle köpek oluyor- besliyorlar, sebebi ise çocuk büyütmekten daha az masraflı ve yorucu olmadığı içinmiş, zaten akşam vakitleri ve hafta sonları pek çok Hollandalı’yı köpeklerini gezdirirken görebilirsiniz. Öğlen yemeği yerine, öğlen atırştırması denilen bir kültür var, patates kızartması -ki oradaki adı patat ile öğle arası geçiştiriliyor, güzel ve tavsiye ederim.
Hollanda’dan ziyade Amsterdam ve Rotterdam şehirleri ile gece hayatını bağdaştırabiliriz, özellikle Amsterdam ki bilenler bunun sebebinin Red Light District olduğunu da biliyordur. 3 – 4 metrekarelik odaların cam kapılarından bazen dışarı çıkıp, bazen cam’ın önünde dans ederek kendilerini pazarlayan hayat kadınlarının olduğu bir yer, bu tuhaf gelmeyebilir ama burasının turistik bir yer olduğunu söylersem bilmeyenler için bu kelime biraz tuhaf olabilir zira gecenin 2′sinde bile çocuklu aileler, 70 yaşında nineler(!), 50 kişilik turist kafileleri bile buraları gezmeye geliyor. Kapılardan uzak durmanız yararınıza olabilir. Öte yandan club, disco ve bar seçenekleri de her iki şehirde de kaliteli, bol şekilde mevcut. Ben Rotterdam’dakilere gittim, oldukça güzel ortamları var. Bu tip eğlence mekanlarında genelde düzgün şekilde giyindiğiniz takdirde girişte sorun çıkmıyor, ek olarak gece 12′den sonra girerseniz belirli bir ücret ödemek zorundasınız. (5 – 15 Euro)


Ulaşım, sistem’den sonra beni etkileyen ikinci kısım oldu. Hollanda’nın heryerine tren ile seyahat edebilirsiniz diye düşünüyorum. Zira çoğu yerde demiryolları var. Devlet ve ya özel şirket mi araştırmadım ama http://www.ns.nl adresinden ulaşabileceğiniz şirket Hollanda’da tren seferleri düzenleyen tek şirket, gerekli bilgileri alabilir, online tren bileti ayırabilir, plan yapabilirsiniz. (Sağ üst köşede, English) Tren seyahatleri konusunda biraz bilgi vermem gerekirse; Tren biletlerini bazı ana istasyonlardaki ATM benzeri makinalardan, bozuk para, kredi kartı seçenekleri ile ve ya yine ana istasyonlardaki gişelerden 50 cent komisyon ödeyerek alabiliyorsunuz, bazı ufak yerleşim bölgelerinde marketlerde de bilet gişeleri bulunuyor. Bunları takip edebilirsiniz. Ben Uitgeest bölgesindeydim ve orada DE-KA isimli markette bu seçenek mevcut. Biletler üzerinden devam edecek olursak, açık tarihli bilet almanızda fayda var zira sınırsız olarak kullanabilirsiniz. Trenlerde kondüktor mantığı var ve kondüktörler biletlerinize bakıyor, eğer o günki yolculuk içerisinde kondüktör biletinize damga vurmadıysa aynı bileti tekrar kullanabiliyorsunuz. Emin olun bunu bütün Hollanda yapıyordur.



Yakın ülkeler, günü birlik olarak Fransa ve Belçika gibi yakın ülke gezileri düzenlenebilir. Açıkcası Fransa’yı hiç sevmedim, yapmanızı tavisye edeceğim tek şey Paris’te Eiffel Kulesi’nin önünde inip, sadece kuleyi gezmek zira ben gürültü ve kirliliği sevmediğim için Fransa bana pek iyi gelmedi.
Genel olarak, Hollanda Türk nüfusunun yoğun olduğu bir ülke, Zaandam ve Rotterdam bölgelerinde bunu rahatlıkla görebilirsiniz. Zaten Türk, Türk’ü gördüğü zaman hemen anlaşılıyor. Alışveriş olarak eğer Türk nüfusunun yoğun olduğu yerlerde kalıyorsanız, Türkiye’dekinden farklı bir durum söz konusu değil aksi takdirde ekmek’ten, reçeline kadar herşey değişiyor. Öte yandan Hollanda’ya gittiğinizde aklınızdan Türk lirası kavramını çıkartın, günümüz itibariyle konuşmak gerekirse ufak su ortalama 2 euro üzerinden satılıyor, bunu direkt 4,5 – 5 lira olarak algılamayın yoksa işin içinden çıkamazsınız. Bu arada su demişken, Hollanda’da musluk suları oldukça temiz, o yüzden dışardan su satın almak ahmaklık olarak görülüyor. Yine su diyince aklıma geldi, ücretsiz tuvalet bulmak oldukça zor, gerçi hakkını yememek lazım Fransa da 2 euro olan tuvalet ücretleri burada 50 cent civarında, Hollanda’da public toilet denilen bir nimet var ki ne kadar nimet denir bilmiyorum. Halkın yoğun olarak bulunduğu bölgelerde sokak kenarlarına konulmuş bazılarının etrafı korumalı, bazılarınınki ise boş olan acayip bir yapı mevcut. boş bulduğunuz deliğe -ki hakikaten delik- gidip işinizi görüyorsunuz.


Benim gezdiğim, edindiğim bilgiler kadarıyla Hollanda bu şekilde bir ülke, gidip gezilmek için biçilmiş kaftan diyebilirim, kalıp yaşanılır mı, bilemem zira bizim Türk’ler sayesinde ne yazık ki orası da artık yavaş yavaş bozulmaya başlamış. Türk’lerden nefret ediliyor gibi söylemler kulağıma ilişti. İyice bozulmadan gidilmesinde fayda var.