



Başlık acayip tırsıtıcı bişi dimi… bencede… -Bak yine başladım 3 noktalara- halbuki kendimdeyim ben çünkü uzun zamandır fırsatını kolladığım bişey sonunda gerçekleştirme emelllerime nail oldum -Bu arada kendisi aynı zamanda biyoloji hocamın adıdır “Emel”
-. 21 yaşındayım ve bu yaşıma kadar kan vermek gibi bi düşüncem vardı ama birtürlü gerçekleştiremiyodum ama sonunda oldu işte dün itibariyle ilk kanımı vermiş bulunuyorum… umarsızca ve sevinçli bir şekilde…
Bilmiyorum ki nasıl bir duygu acaba -Duygu ortaokuldan bi arkadaşım bu arada…
- hani derler ya “Kan vermek vaooov dehşet bişi” yada buna benzer örneklerle çoğaltılabilecek cümleler, yani tam olarak tattım mı ? bi defada anlaşılıyor mu herşey ? neden bayılmaman için standart dinlenme süresi 10 dk ? bunlarla cebelleştim “10 daayykkyykikaa uzanıyosssuunnuzzzz” cümleleriyle birlikte hemşirenin arkasından anlamsız boşluğa bakarken…
Sonuç olarak kan vermek güzel bi’şey sanırım mesela şu anda size bunları yazabiliyorum, sağlıklı sihhatli ve 3.kez zıplamaya çalışan çekirge gibiyim… mutlu ve temkinli…




Başlıkta ingilizce bir kelime yazıyor -The Corrs-, yanında da parantez içinde bi kelime daha… Parantez içindeki, o ingilizce kelimenin anlamı değil. O benim gerçekleştireceğim eylem
. Neyse olaya gelelim, son zamanlarda güzel şeyler olmaya başladı. Bunların yanında en güzeli “çiy düşmesi”
ama ondan sonrada “The Corrs” adında bi grupla tanışmam, tanışma derken bir yerde gördüğüm bir video sayesinde…
The Corrs‘u fazla araştırmadım ama 3 kız kardeş ve bir erkek kardeşin oluşturduğu grup ve gördüğüm ya da izlediğim ve bu yazıyı yazarken hâlâ izlemekte olduğum videoları “Toss the feathers” ama kendisine hayran olmamı sağlayan Andrea Corr’un “Only when i sleep” şarkısıda…. asdkjbsdşfkjasbdkb ne diyorum ben yaa baya saçmalaşım başladı bende evrim geçiriyorum kısa bi süreliğine sanırım. Müziği bir yana görselliğide çok güzel bir şarkı -Görsellik…
- fırsat olmadan ya da kaçmadan




Merhaba, bi intihar edip geliyorum. Bu aralar kendi sorunlarımla ilgilenmemek beni o kadar mutlu ediyor ki fazla abartılı olmasada başkalarının sorunlarına espirili bi şekilde yaklaşmak. başkalarıda zaten bir kişi. Çünkü kendi sorunum yok ALLAH’ıma şükürler olsun binlerce kez… Bi’şeyler oldu bana nedense… Bayaa belli bi’şeyler olduğu, edebiyat namına bişi kalmadı bende sürekli bi üç nokta (…)’dır gidiyorum her cümlemin sonunda… -Bak hâlâ- . Sevilmeyi o kadar çok özlemişim ki anlatamam… Aslında bu günlük yada “Arada sırada” lık bi kaç kişi tarafından biliniyo… Umarım anlaşılırım…


Not:Yukarıdaki 4 satırlık konuşmayı espiri olsun diye bi arkadaş’a ithafen yazdım -“ithaf” kelimesinden anlıyacak zaten o arkadaş
- ama canım eğer burayı görür anlamını sorarsan ve açıklarsam lütfen yanlış anlama…




İlk olarak, düz mantıktan yola çıkarak size dört cümle yazıyorum.
“Bir işe yeni başlıyan daha çok hata yapar. Çünkü tecrübesi yoktur“,
tezatı;
“Bir işe yeni başlayanın bilgileri taze olduğu için hata yapma şansı oldukça azdır.”
Pekiii !!!,
“Bir işte yıllardır çalışan hiç hata yapmaz çünkü tecrübe sahibidir“,
bunun tezatı nedir;
“Bir işte yıllardır çalışanın hata yapma şansı yüksektir. Çünkü ilk günkü gibi taze bilgileri sahip değildir.”
Bunları okuduktan sonra tam şu sıralarda bu yazıyı yazan kişi hakkında kafanızda değişik yorumlar oluşabilir ama söylediğim gibi “Düz mantık” tan yola çıkıyorum. Neyse olayı anlatayım.
Hoca’nın hatası bi yana en çok kızdığım şeydi bu, hayatında kaç defa 5 vakit namazı tam manasıyla kılmıştır ki bu insan bile diyemiyeceğim topluluk ki 40 yıllık hocanın yaptığı 2 hatayı yüzüne vurmaya çalışıyolar.
Tamam imam osurursa cemaat sıçarda Hırsızın hiç mi suçu yok hocam…




Bu söz’ün şablonu bana “Leon – The Professional” filminin başında Jean RENO’nun ağzından çıkan ilk söz, ilk replik ve filmin kötü olacağını bilsem bile -ki imkansız- yineden sonuna kadar sırf o replik için izleyeceğim bi replik. “Are you free thursday ?”, “Yeahh!!! I’m free thursday” Bir Fransız, İngilizlerden daha güzel bir ingiliz aksanıyla nasıl konuşabilir tartışılması kaçınılmaz bir soru yada tez.
Bu aralar çok fazla biyoloji dersi işliyorum, hatta bu aralar çok fazla ders işliyorum hatta ve hatta bu aralar o kadar çok fazla şey yapıyorum ki bu blog’da bu sayede biraz nefes alıyo ama bu iyi bi’şey değil çok nefes aldı blog o yüzden bişiler yazmam gerektiğini düşündüm. “Çalışan demir paslanmaz” atasözünden yola çıkmaya çalıştım ama yinede umutluyum…
Beni zorlamaya çalışanlar, sınırımı görmeye çalışanlar dersane, iş , ramazan, oruç, iftar ,teravih, 5 vakit… Bu sefer hep soyut şeyler benimde oldukça tuhafıma gitti. Hepsi üzerime gelmeye çalışmakla beraber benim sınırlarımı görmeye ümitliler ama bazı insanların sınırları hayal güçleriyle sınırlıdır. Belkide kendi hatamdan dolayı böyleyim ama mutluyum ailemin yanında, sevdiklerimin yanında ve sevilebileceklerimin… Aslında bunları söylememin nedeni aklınızdan geçen şeyler değil, sadece bloğa ara vermemin nedenleri, mazeret arkasına saklanmam, bunca olan ve olmaya devam eden şeylerden sonra yinede kendim için bloğa ve diğer şeylere zaman ayırmaya çalışıcam. Sevdiklerim ve sevilebileceklerim selametle…




Evet yeni dünya’mda ilk günüm Anlatiyim mi?
Sabah kalkıp erken vakitlerde dersane yoluna düştüm. Gittim dersaneye bayaaa bi bekledim sonra bi rehberlik hocası geldi, gayet alımlı ve naçizhane bir ses tonuyla “Sizin sınıfınız burası” dedi. 4 kişi aynı anda girdik 2 kız 2 erkek ama bişi olmadı yani
. Sonra eklenenler oldu, şöyle bi göz gezdirmeye çalıştım sınıfta ama başaramadım neden ? bilmiyorum.
Herkes tam “Yaa 1 sene vakit geçireceğim sınıf bu, hoca gelsede birbirimizle tanışsak” modundayken. Hoca geldi ama birbirimizle tanışma hevesiyle yanıp tutuşurken önlerimize birer form serpiştirip kendisi hakkında kötü düşünceler sahip olmamıza neden oldu. 3 ay sonra önümde tekrar soru görmek beni yıllar sonra terkedip geri dönen sevgilimi görmüş gibi olmama neden oldu. -Öyle bi sevgilim yok ama neyse-
Herkes bi koşu soruları cevapladı, baya uzun bi müddet kaldım içerde, yine polinom, fonksiyon, hightower anımsatan şeyler gözümün önünde belirdi. Sevgili hocalarımı tanımadığım akrabalarıyla beraber anmadan geçmek istemedim. Oraya da son bir nokta koyduktan sonra kendimi “Bilgi-işlem” bölümünde “Yarın saat kaçta gelecem !!!” diye serzenirken buldum, ordan bi hoca “Saat 12.00 gibi gel ayarlarız bişiler” dedi. “Tamam” dedim çıktım.
Yeni dünya’m daki ilk günümün yarısında sizleri bu olanlardan haberdar etmek istedim, haberiniz olsun.




Bugün şirketten bi arkadaş -Evren abi- işe geç geldi. Ama “Brownie” yle geldi, mutlu olmama neden sebeplerden birisiydi. Artık abi olduğumu hissetmeye başladım çevremdeki insanlara karşı orasıda artık bir gelişme gösterisi herhalde.
Yoğun olduğum için sabahtan yaşadığım bütün mutluluğu öğleden sonra aktarabilme nihayetine kavuştum. Gününüz güzel geçsin…


